Friday, December 28, 2007

song of the day (or rather the lyrics...)

Dog New Tricks
Garbage

I wish I had not woke up today
Everyone mistakes the things you say
Take the simple truth and
Twist it all around
Make it sound important
Make it seem profound

Dog new tricks
Nothing you learn will stick
Dog new tricks
You make me feel so worthless

Everyone I know has gone away
Died or left or just forgot to stay
Sometimes took for granted
Sometimes turned away
Sometimes didn't say what
I meant to say

Dog new tricks
Nothing you learn will stick
Dog new tricks
You make me feel so worthless

Nothing you learn
Nothing you learn
Nothing you learn
Nothing you learn

I never would have pegged you
For what you have become
Everyone lies
Everyone cheats
Not like you've done

Dog new tricks
Nothing you learn will stick
Dog new tricks
You make me feel so worthless

Dog new tricks
Nothing you learn will stick
Dog new tricks
You make me feel so worthless

KYOTO MAP

Turkiyenin Kyoto Protokolunu imzalamamasi onu dis politika acisindan su sekilde yalniz birakiyor...

The last situation in regards to signing and ratifying Kyoto Protocol is as follows:
Red: signed/failed to ratify
Green: signed/ratified
Grey: no position

Wednesday, December 19, 2007

Sendika düşmanı çağdaş işveren


Sendikalı oldukları için çıkarılan YÖRSAN işçileri, fabrikanın yakınında eylemlerini sürdürüyor. Ağalık geleneğini sürdüren işveren, "sendikaya kapıldıkları için" işten adam attıkça sendikaya daha fazla üye olan YÖRSAN emekçilerine teşekkür borçluyuz.

16/12/2007, Radikal

AHMET İNSEL
Türkiye'nin en önemli süt ürünleri işletmelerinden biri olan YÖRSAN, 11 Aralık'ta bazı gazetelere yarım sayfa ilan verdi. Yeni çıkan bir ürünü tanıtmak veya yaklaşan bayram vesilesiyle ürünlerini hatırlatmak amacı taşımıyordu bu ilan. Şirketin yönetim kurulu, "Türk Kamuoyuna Açıklama" başlığıyla, sendika düşmanı paternalist işveren zihniyetini sergiliyordu. İlandaki ifadeler, işverenle sarmaş dolaş, huzur içinde yaşayan şirket personelinin bir tür terörist sızma girişimine maruz kaldığını ima ediyordu.
Sendikal örgütlenme düşmanlığı konusunda YÖRSAN yönetiminden geri kalmayan büyük basın, şirketin Susurluk işletmesinde olanlardan haber yapmaya tenezzül etmediği, belki de şirketin reklam harcamalarından dışlanmaktan korktuğu için, bildiğim kadarıyla Birgün okurları dışında, ilanda kast edilenin gerçekte ne olduğunu bilen okuyucu pek yoktu. Ama YÖRSAN yönetiminin girişimciliği sayesinde, gazeteye verdikleri ilan, bu işletmede garip şeyler olduğunu herkese duyurdu. Son derece başarılı bir tanıtım operasyonuydu bu. Bu işletmenin sahiplerinin ve yöneticilerinin yönetim anlayışını, zihniyet dünyasını tüm çıplaklığıyla bize tanıttı.
Susurluk'taki işletmesini, "Türkiye, Balkanlar ve Ortadoğu'nun en büyük süt ve süt ürünleri entegre tesisi" olarak sunan, çağ atlayan Türkiye'nin medarı iftiharlarından biri ve "Gelenekten Geleceğe" sloganını benimsemiş mümtaz muhafazakâr liberal girişimci ruhun cismanileşmiş hali olan YÖRSAN AŞ'nin açıklamasından uzun bir alıntı yapalım önce: "YÖRSAN Yönetimi ve çalışanları olarak huzur içinde çalışmalarımız devam ederken işyerimize; bir takım kişiler tarafından organize edilen ve çalışanlarımızı; yönetim, iş yeri ve iş arkadaşlarıyla karşı karşıya gelmelerine neden olacak ve iş barışına zarar verecek bir takım faaliyetler yürütüldüğü; gerçek dışı ve doğru olmayan beyanlarla bazı çalışanlarımızın bu menfi faaliyetlere katılmaları için zorlandıkları ve bununla alakalı olarak maalesef iş yerinde üretimi aksatmaya çalıştıkları, bazı direnişçi personelin; makinalara, ürünlere ve çalışmak isteyen personele zarar verdikleri tesbit edilmiştir". Anlamsız noktalı virgüller, imla yanlışları, "gerçek dışı ve doğru olmayan" türünden dil incileri, özgündür.

Sendikal örgütlenme
Gelelim olgulara. İşveren verdiği ilanda, "burada 850 kişinin çalıştığını" beyan ediyor. 2007 Ekim ayındaki işveren bordrosunda ise 383 kişinin resmen çalıştığı görülüyor. Herkesin sendikasız, bir kısmının ise sigortasız olduğu bu cennet işletmede, "iş barışını bozucu bir takım faaliyetlerin" ne olduğuna bakalım şimdi.
YÖRSAN'ın Susurluk işletmesinde, bundan beş ay önce Türk-İş'e bağlı Tek-Gıda İş Sendikası örgütlenme çalışması başlattı. İşletmenin resmi istihdam bordrosunda yer alan çalışanların çoğunluğunu sendikaya üye olmaya ikna ettikten sonra, yetki almak için 22 Kasım'da Bakanlığa müracaat etti. Bakanlık, 4 Aralık'ta çalışanların listesini YÖRSAN'dan istedi. Verdikleri ilanda, "Ulu Önder Atatürk'ün işaret ettiği yolda; Türk Milletini seven, O'na sadakatle bağlanan ve O'nun yükselmesini ve yücelmesini sağlayacak bir anlayışla" çalıştıklarını belirten YÖRSAN yönetimi, 5 Aralık'ta 16 işçiyi işten çıkardı. 7 Aralık'ta 70 işçiyi daha attı.
Ama sendikanın yetki için müracaat ettiği tarihte 235 olan sendikalı sayısı, işverenin bu vahşi davranışına tepki olarak 350'ye çıkınca, 8 ve 9 Aralık günlerinde işten çıkarılan işçi sayısı 375'e ulaştı. Bu ağır baskıya rağmen, işletmede stajyer adı altında, öğrenci kimliğiyle sigortasız çalıştırılanların da sendikaya üye olmasıyla, şimdi sendikalı sayısı 485'e ulaşmış durumda.
YÖRSAN yönetimi, üretimi devam ettirmek için, çevre köylerden kamyonlarla topladığı vasıfsız işçileri fabrikaya getirmeye başladı. Yüksek teknoloji kulanılan işletmede, hijyenik koşullarda üretim yapma kapasitesi olmayan bu toplama işçilerle, iyi kötü peynir ve yoğurt üretimine devam edilirken, sendikanın talebi üzerine işyerine gelen sigorta müfettişleri 12 Aralık'ta 59 sigortasız çalışan tespit etti.
YÖRSAN yönetiminin ilanına dönelim: "Yönetim olarak bizler bugüne kadar çalışanlarımızın hak ve hukukunu korumayı; onları enflasyona karşı ezdirmemeyi; hak ettikleri ücret ve sosyal yardımları zamanında eksiksiz olarak ödemeyi görev bildik". Kısacası, sendikaya gittiniz, nankörlük ettiniz, "size ekmek verenlere" ihanet ettiniz diyor bu paternalist ve bir o kadar milletini seven Türk işvereni.
İşten çıkarılanların ortalama kıdemi on yıl. Aralarında 20 yıldan fazla kıdemi olanlar da var. İşveren işten çıkarma tebligatında, otomasyona geçildiğini ve işçi fazlası ortaya çıktığı için iş akitlerine son verildiğini söylüyor. Ama bu nedenle işten çıkarmanın da yasalarda kuralları var. İşverenin otomasyona geçiş veya üretim düşüşü nedeniyle toplu işten çıkarma arzusunu bir ay önce bildirmesi gerekiyor. Zaten ilanda ne otomasyondan bahsediliyor ne işçi fazlalığından. "Şirkete zarar verecek kişileri bir gün bile bünyemizde tutmayacağımız bilinmelidir" diyor meşum açıklama. Ardından tehdit geliyor: "Çalışanlarımızın kötü niyetli kişilerin menfi propagandlarına kapılarak olumsuz herhangi bir davranışta bulunmamalarını, herhangi bir sıkıntı veya problemle karşılaştıklarında hiç çekinmeden bizlere başvurmalarını, olumsuz herhangi bir durumdan en büyük zararın kendilerinin göreceğini hiçbir zaman unutmamalarını" hatırlatıyor, "Yüzde Yüz Türk Sermayeli" olmakla övünen yönetim.
YÖRSAN yönetiminin davranışı bugün her türlü rengiyle Türk işveren sınıfının tavrını özetliyor. DİMES meyve suyu işletmesinde de, sendikaya üye olan 14 kişi hemen işten atıldı. Tek-Gıda İş burada da mücadeleye devam ediyor. İşveren, işten çıkarılanların geçici işçi olduklarını, normal iş akitlerinin sona erdiğini ve hemen bundan sonra işçilerin sendikaya üye olduklarını iddia ediyor. Ama işten çıkarılanların ikisi 10 yıldan fazla, üçü 5 yıldan fazla, altısı 1 yıldan fazla, biri de 11 aydır o işletmede çalışmış. Bu nasıl geçici işçilik? Bu nasıl bir desteksiz atma cüreti?
Sendika, "Gelenekten Geleceğe" gitmeyi kendine şiar edinmiş YÖRSAN'da, önümüzdeki günlerde büyük ihtimalle yetki belgesini alacak. Bu muhafazakâr liberal işveren de, "iş barışını bozan, kötü niyetli kişilerin" içinde yer aldığı Tek-Gıda İş'in temsilcileriyle uzlaşma masasına oturacak. Ya da paternalist kibrine ve genlerine işlemiş sendika düşmanlığına teslim olup bedeli ağır bir bilek güreşine girişecek. Emekçileri, "ekmek yedirilen" ve bunun karşılığında ekmek yediği kapıya nankörlük etmemesi, ekmek yedirene sadık olması ve hatta tüm varlığını ona armağan etmesi gereken bir tür reaya olarak gören bu paternalist zihniyetle, onun anlayacağı dilden konuşmak gerekiyor. Yurttaş mücadeleleri sadece siyasal alanda verilmez. Vahşi kapitalizmin kaplanlarına, paternalist kapitalizmin ağalarına karşı verilecek mücadelede sosyal amaçlı tüketici girişimlerine de büyük ihtiyaç vardır. Yurttaş mücadeleleri sadece siyasal alanda verilmez. Vahşi kapitalizmin kaplanlarına, paternalist kapitalizmin ağalarına karşı verilecek mücadelede sosyal amaçlı tüketici girişimlerine de büyük ihtiyaç vardır.
Ağalık geleneğini sürdüren işveren, "sendikaya kapıldıkları için" işten adam attıkça daha fazla sendikaya üye olarak, yıllardır damarları kurutulmaya çalışılan sosyal sınıf bilincinin bütünüyle yok olmadığını bize gösterdikleri için, YÖRSAN emekçilerine teşekkür borçluyuz. Tek-Gıda İş sorumlularına da, sürdürdükleri örgütlenme mücadeleleri vesilesiyle, bu işverenlerin ve kraldan fazla kralcı çağdaş yönetici zümremizin, faşizan yönetim anlayışlarını tüm çıplaklığıyla kendilerinin ifade etmesine vesile oldukları için ayrıca teşekkür borçluyuz.
Özgürlükçü düşünün, geleneği dönüştürmeden geleceğe yönelmek isteyenlerle, sadece siyasal ve kültürel alanda değil, işveren cephesinde de görülecek büyük bir hesabı var.

Monday, December 17, 2007

Sinir otesi operasyonu durdurun, Barisa bir sans verin!

18 Aralik Sali gunu saat 18,00'de

İSTANBUL GALATASARAY MEYDANI’NDA,
ANKARA YÜKSEL CADDESİ’NDE
İZMİR'DE KIBRIS ŞEHİTLERİ CADDESİ GİRİŞİNDE BULUŞACAĞIZ!


Bu sabaha karsi, Kuzey Irak'ta onceden belirli hedeflere ama daha
kapsamli ve daha genis bir alana hava operasyonu yapildi. Ucaklarin
bombardumani ardindan, uzun menzilli toplarla sinir otesi bolge ates
altinda tutuldu. Iran topcusunun da bazi hedeflere ates ettigi, ABD
guclerinin de operasyonu destekledigi soyleniyor. Resmi kaynaklar
dogrulamiyor ama bu bolgedeki bazi koylerin ve sivillerin de zarar
gordugu basina yansidi. Bugun TV haber bultenleri silah ve bomba
seslerinden gecilmiyor. Pazartesi gazete sayfalari adeta savas
bulteni olacak.

Oysa ulkede ve bolgede barisa en cok ihtiyac duyulan gunlerdeyiz.

Bir yandan yeni silahlanma projeleri devreye girer, butce deliginin
icinden milyar dolarlik tank projeleri cikartilirken; bir yandan
savasci politikalara ve militarizme tahkimat yapiliyor. Bunun
bolgedeki karsiligi ABD politikalari dogrultusunda yeni gerilimlerin
yaratilmasi olurken, ulke icindeki karsiligi ise sovenizmin
yukseltilmesi, halklar arasinda dusmanlik ve Iran'a saldiri dahil
her turlu askeri mudahaleye yol vermek oluyor.

Simdi sokaklara cikip 'Sinir otesi operasyonlari durdurun - Barisa
bir sans verin!' demenin zamanidir.

Kuresel Baris ve Adalet Koalisyonu, 18 Aralik Sali gunu saat
18,00'de Istanbul, Ankara ve Izmir'de ortak basin
aciklamasi yapmak için, baris bayraklari ile sokaklara cikiyor.
Mumkun oldugu kadar kalabalik olalim. Barisin sesini
yükseltelim. 'Barisa Bir Sans Verin' pankarti arkasinda bulusalim.

Küresel Baris ve Adalet Koalisyonu
Yürütme Kurulu
16 Aralik 2007

partnerships, governance ans sustainable development

new publication (follow the link for details) (click here for contents and preface)

Our first coauthored publication with Frank Biermann, Philipp Pattberg, and Sander Chan is out.

Sunday, December 16, 2007

A visit to Groeningen


This weekend I have seen my first authantic Dutch wedding (in which BOTH the bride °°eefje°° and the groom °°frank°° was Dutch and I have joined more than the party, also the ceremony). and I have been to Groeningen for the first time. It is a pretty city with a large centre, and it didnt immediately give me the feeling provincial towns do, such as Utrecht. Another nice thing was the mix of etnicities and particularly age groups. that is hard to see here in the Netherlands.
Finally, I have been to the Groeningen Museum, and its contraversial building (which I try to demonstrate with the pictures).


I must admit, I have found the interior very impressive.
From the outside I would much prefer to look towards the central station of Groeningen, which is a really nice building, a replica of CS Amsterdam which one can hardly appreciate in these troubled times characterised by the construction of North/South line.

Two of the three exhibitions I have seen were fascinating (The collection was closed for some reason). But both require me to do some research, so that I can illustrate what I saw. In the meantime, if you ever go to Groeningen, make sure you drop by to see the Expressionist around Kirchner and Russian Legends and their depictions in books.



Wednesday, December 12, 2007

hypocricy unlimited: arms for peace!

Nicolas Sarkozy criticised over Gaddafi visit

By Henry Samuel in Paris, Source: telegraph.com
Last Updated: 2:39am GMT 12/12/2007

Nicolas Sarkozy's chief human rights official has become the latest public figure to rebuke the French president for receiving Libyan leader Muammar Gaddafi, saying France was not a "doormat" on which he could "wipe off the blood of his misdeeds."
"France is not just a trade balance," she told the daily Le Parisien, adding that any business deals must be offset by "guarantees" from him on human rights in his country.

Mr Sarkozy announced that Libya would sign for around ten billion euros worth of deals for French military hardware and a nuclear reactor.
The expected nuclear deal is part of a "pact of trust" with Muslim nations laid out last week Mr Sarkozy in Algeria, where he signed another nuclear cooperation accord.

Tuesday, December 11, 2007

pope benedict and I agree for the first time!


Pope says shun excessive materialism at Christmas
NOTE: my only relief is that here in the Netherlands, the whole present giving bit is carried out at the beginning of december (and in my case rather nicely, thanks to the deibels in general and carla in particular, who accepted to share their chimmney with me, as I dont have one of my own and would be miserable without any doubt, waiting for him in vain in front of my heater in the dark storage room) as (as far as I'm concerned) St.kls comes over from Spain (who knows why...) and brings presents while outsourcing the distribution to some black piets (that serioulsy offend black friends and some politically correct americans). the only nice thing is that he's on a horse (yes, white), not on a carriage pulled by reindeer. it seems to me that the suffering of the deer is replaced by the suffering of the pieten.
anyway, pls see how me and beneditus agree (and please dont ask why I was reading christaintoday.com):

Pope Benedict on Sunday urged Catholics to rediscover the religious significance of Christmas, saying the holiday should not be dominated by materialism.
Posted: Sunday, December 9, 2007

VATICAN CITY - Pope Benedict on Sunday urged Catholics to rediscover the religious significance of Christmas, saying the holiday should not be dominated by materialism.

The Pope's words at his Sunday blessing to crowds in a rainy St Peter's Square marked the second consecutive day that the Pontiff warned of consumerism just as the Christmas shopping season kicked off in Italy.

"Too often, unfortunately, today's manner of living and perceiving Christmas suffers from a materialistic mentality," he said.

On Saturday, when Roman Catholics marked the feast of the Immaculate Conception, the leader of the 1.1 billion member Church said adults were only deceiving children by introducing them at ever younger ages into a life of unbridled materialism.

Too many children were growing up in a world saturated with "false models of happiness" and being lured by unscrupulous adults into what he called the "dead-end street of consumerism," he said on Saturday.

Thursday, December 06, 2007


Jepara, Central Java, Indonesia — Security personnel from PLTU Tanjung Jati B coal power plant in Jepara, Central Java fired five gunshots and drew knives as activists from Greenpeace flagship, Rainbow Warrior, today climbed the coal plant´s cooling tower and loading crane hanging banners that read "Coal Kills Climate."
Indonesia is hosting the UN Conference on Climate Change from Dec. 3- 16 where world governments will agree to begin negotiations on a range of measures to curb greenhouse gas emissions to stop the dire impacts predicted to result from climate change. Greenpeace flagship, SV Rainbow Warrior, is in Indonesia to bring the message of urgency for climate action, starting with a global energy revolution and an end to deforestation.

Wednesday, December 05, 2007

the last filamingos in the Salt Lake are dead

the babies couldnt fly yet so they couldnt run away. There was no water where there used to be... this is the start of what we will see many times in the coming decades as the climate changes.
YOU CAN STILL JOIN THE DEMONSTRATIONS ON CLIMATE ACTION DAY, THIS SATURDAY.


Flamingo yavruları, her yıl Tuz Gölü'nün güneyindeki üreme alanlarından karınlarını doyurmak için tam onyedi kilometrelik bir mesafe yürüyerek kanalın ağzında toplanıyorlar. Yavrular her yıl olduğu gibi bu yıl da Konya Kanalı'nın gölle buluştuğu noktaya geldiklerinde bu kez hüsranla karşılaştı. Binlerce flamingo yavrusunun uçmasına birkaç hafta kala gölde tek bir damla su kalmadı. Kuşlar son beslenme alanları da kuruduğu için susuzluğa yenik düştü ve Tuz Gölü toplu flamingo mezarlığına dönüştü.

HALA CUMARTESI GUNKU KURESEL ISINMA EYLEM GUNUNE KATILMAYI DUSUNMEYENINIZ VAR MI?

stranger than fiction


I have seen an unexpectedly brilliant movie last night with Emma Thompson, Dustin Hoffman and more...

Influences
The film borrows heavily from Niebla by Miguel de Unamuno, a Spanish novel about a character who becomes aware he is being narrated by a writer and goes to visit him. (However, in Unamuno's story, the main character commits suicide.)

The film contains several references to Rene Magritte's painting The Son of Man, the most obvious of which is when Harold is seen walking to work in a dark suit with a green apple in his mouth.

Geometrical and mathematical motifs occur frequently throughout the film. According to bonus features on the DVD release of the film, these represent Harold's "GUI" (graphical user interface): his thoughts as he takes in the world made visible, and were designed to reflect Harold's OCD-like counting and measuring behaviors.

The last names of many characters can be connected to the last names of famous modern scientists and mathematicians: Francis Crick, James Watson, Gustave Eiffel, David Hilbert, Nicholas Mercator, Blaise Pascal, Arthur Cayley, and Gösta Mittag-Leffler. Penny Escher's name can be connected to M. C. Escher, a Dutch graphic artist whose work was heavily influenced by mathematics. The Kroenecker bus, which hits Harold, can be attributed to the famous mathematician of the same name, Leopold Kronecker. Karen Eiffel's publisher, Banneker Press, can be attributed to mathematician and clockmaker Benjamin Banneker. Other small mathematics and science references are slipped in, such as a mention of the corner of Euclid Street and Born Avenue.

Trivia
A scene at the pool shows Prof. Hilbert, reading Sue Grafton's novel (either "I" Is for Innocent or "J" for Judgement.) Character Karen Eiffel's brainstorming for ways of killing her characters are similar to Grafton's early practice of recording maiming fantasies.

Plot
Harold Crick (Will Ferrell) is a dull auditor for the Internal Revenue Service who is awakened alone each morning by his wristwatch. He is a compulsive counter and an obsessive time-saver. One day, Harold begins to hear the voice of a woman who is omnisciently narrating his life. Harold attempts to communicate with the voice, but soon realizes the speaker does not know that he can hear her. Later that afternoon, Harold's watch stops working while he is waiting for the bus. Harold resets his watch to a time given by a bystander and hears his narrator remark that this seemingly innocuous act would lead to his imminent death.Anxious at this ominous narration, Harold sees a psychiatrist (Linda Hunt) who attributes the voice to schizophrenia. However, after Harold insists that schizophrenia is not the case, the psychiatrist recommends he visit a literary expert. Harold then visits Jules Hilbert (Dustin Hoffman), a professor at the University of Illinois at Chicago, for advice on how to change his apparent destiny. At Professor Hilbert's office, as they are trying to deduce the author of Harold's story, Harold notices on the TV an interview with author Karen Eiffel (Emma Thompson), who is talking about her next book, Death and Taxes. Harold immediately recognizes Karen's voice as that of his narrator. Hilbert, surprised, states that in every one of her books, the protagonist dies just as life becomes worthwhile.
Harold then begins a frantic search to find Karen Eiffel, eventually tracking her down through a decade-old IRS file. Arriving at her apartment, he meets her, discovering that she is an antisocial woman who constantly smokes cigarettes; makes a policy of never answering readers' correspondence; and is absorbed in her own self-image of herself as a great writer. Harold explains that he is the leading character of her story and that he does not want to die. Karen is stunned to learn that all she had typed has happened to a man living in her own realm of experience and is therefore horrified at the possibility that the cruel deaths she wrote for her previous protagonists had occurred to similarly real people. On the advice of her assistant Penny (Queen Latifah), she gives him the manuscript of the story, which has yet to be typed, and tells him to read it. Deciding that he cannot bring himself to read the manuscript, Harold gives it to Professor Hilbert to read first.

I wont tell you the ending. I hope you are convinced it is worth watching.

Monday, December 03, 2007

There exists in the midst of time; the possibility of an island


by Michel Houellebecq
translated by Gavin Bowd
Weidenfeld £12.99, pp345
The Guardian says:
They have become a type. Michel Houellebecq writes characters, voices, versions of himself that are all victims of the fallout from the Sixties. Set adrift by the sexual revolution, alienated by consumerism, incapable of belief and prisoners to their restless desire, they spin around the globe disgusted by everything but the hope of blowjobs from women half their age. Houellebecq would have us believe that this is a universal condition, that we are all, like it or not, caught up in his helpless rage against the tyranny of sexuality and the marketplace, but it generally comes across as a more personal complaint. (read the rest)
another review